Merhaba, hoş geldiniz ! AnneForm'un eşsiz özelliklerini daha iyi kullanabilmek için üye olabilirsiniz.
Doğu ve Işık
Beğen

2. doğumumu yapalı 3 ay oldu ve herhalde hayatımın en güzel dönemini yaşıyorum. İlk doğumumda hiç bir şey anlamadığım ilk 3 ayı bu sefer her şeyin tadını çıkararak, "Hiç geçmesin" diyerek geçirdim. Bebeklerin doğduktan sonraki ilk 3 aylarında sanki anne karnındaymış gibi hissettiklerini ve bilinçsiz olduklarını okumuştum. Bu dönemde bebekle tam bir iletişim kuramadığın için aslında yakınlaşamıyorsun. 'Bebeğimin kokusunu alır almaz anne oldum' gibi bir hissi ben yaşamadım. Bence bu his birbirini tanımakla ilgili; ne zaman sana gülüyor, sen de artık ona gülmeye başlıyorsun ve her şey o noktada başlıyor.. Bu noktada Işık ve Doğu arasındaki fark şu oldu; Doğu ağladığı zaman bir an önce susturma telaşına giriyordum ama Işık ağlayınca oturup sesini dinliyorum...Çünkü ikincisinde biliyorsun ki; ağlıyorsa da geçecek, gazı varsa da geçecek ve o ilk 'agu'ları bir daha duyamayacaksın.

Öncesine gelirsek; Doğu'ya da Işık'a da hamileliğim biraz sürpriz oldu. İstiyor olmakla beraber çok beklediğim zamanlarda olmadılar ama iyi ki de bu zamanlarda olmuş, aralarında 3 buçuk yaş var.  Işık'a hamile olduğumu öğrendiğimde Doğu'da tatmış olduğum o sevgiyi yeniden tadacağım için çok heyecanlandım; sanki karşıma bir daha aşık olma fırsatı çıkmış gibi hissettim. 2. doğumda ne kendini ne de bebeği çok dinleme fırsatın yok çünkü önceliğin hep birinci çocuk. 'Aman o etkilenmesin, aman o bu süreçte kimin yanında kalacak?' diye onu düşünmekten hamileliğin nasıl geçtiğini bile anlayamıyorsun. Örneğin Işık’ta doğum yapacağım sabah hastaneye terlik bile götürmemişim, Doğu’da 3 çift terliğim –ve bunu planlamak için sakin bir kafam ve bol vaktim- vardı.

Hamileliklerim ikisinde de çok keyifli geçti. Ne mide bulantısı ne aşırı uyku ne de yorgunluk oldu. Çok yoğun çalıştığım için pek kendimi dinlemeye de vakit bulamadım, doğum olacağı güne kadar araba da kullandım. İlkinde normal doğum yapmayı çok istemiştim. Bebek dönmediği için, karnımda Buda gibi oturduğu için -her gün bekledik dönsün diye ama dönmediği için- sezaryenle aldılar.. İlkini sezaryen ile doğurduğum için ikincisi de sezaryen olmak zorunda idi.. Aslında sezaryen sonrası normal doğum olabiliyormuş ama doktor uyardıktan sonra riske atmayı göze alamadım.

Doğu’nun doğumu Ağustos ayıydı, hava çok sıcaktı, ben endişeliydim, normal doğum beklerken sezaryen, epidural beklerken "Genel anestezi olacak" haberleriyle bir miktar şok olmuş durumdaydım..bu halim doğumun hemen sonrasına ve hatta devamındaki günlere de epey yansıdı.. Doğumunun 20. günü civarı Doğu'yu emzirirken aklımdan 'Bütün insanlık bir hata yaptı ve bir çocuk doğurdu. Peki ikinci çocuğu nasıl doğurur?!' düşüncesi geçiyordu. 'Ben akıllı olacağım ve tarihe not düşeceğim' diyerek gidip Doğu'nun defterinin arkasını açtım ve 'Allah’ım bana bu günleri unutturma, ikinci çocuk yaptırma' diye not aldım. Bir daha çocuk istediğimde buna bakacak ve aklımı başıma alacaktım. Daha sonra Işık'a hamile kalmayı düşündüğüm zaman o yazıya bakıp "Ne kadar safmışım" diye güldüm. İnsan öyle bir psikolojide oluyor ki, o pranga hissinden hiç kurtulamayacakmışsın gibi geliyor.. İlk günlerde emzirirken dakika sayıyorsun, diyorsun ki; 'Dakika saya saya bu yıllar nasıl geçer?', yani mümkün değil. Dolayısıyla tarihe not düştüm sakın bana bir daha bu ‘yanlış’ı yaptırtmasın diye. Ama işler öyle değilmiş, bu hayatımda yaptığım en ‘doğru’ şeymiş..

Işık’ta 18 Şubat sabah 06.00'ya randevu aldık. Bir önceki gece huzursuzdum, sanırım Doğu'yla ilgiliydi… O gece saat 03.00'te suyum geldi, yani aslında randevu aldığımız tarih çocuğun da normal doğacağı saatmiş.. Evdekileri bu duruma inandırmak zor olsa da, bir süre sonra herkes olayın telaşına kendini kaptırmıştı. Ben doğumlarımı epiduralle yapmak istiyordum, doğumu görmek istiyordum fakat Doğu'da da Işık'ta da vücudum epiduralı kabul etmedi. Dolayısıyla genel anestezi aldım. Doğu'da bunu hiç beklemiyordum, epidural doğuma girmiştim, 'Hastayı bayıltıyoruz' dediklerinde ameliyata çok kötü girmiştim, çok zordu, ağlayarak uyandım. Işık'ta başıma gelecekleri bildiğim için ’narkoza nasıl girersen öyle çıkarsın’ anekdotuna dayanarak kendime 'Şu anda denize girdiğimi düşünüyorum, deniz burası, çok güzel' dedim ve gerçekten de çok güzel uyandım. Hasta bakıcının 'Hasta gülerek uyandı' dediğini hatırlıyorum, nasıl gülüyorsam artık. Kendime geldikten sonra Işık’ı kucağıma vermişler, -narkozun etkisinden hatırlamıyorum- 'Bu hissi çok özledim' demişim.

Bence ikincisini sevmenin de kaynağı aslında birincisinin sevgisi; o sevgiyi sana tattıran ilk çocuk, tüm o keyfi ve zorlukları öğrenmeni sağlayan o.. Ben bunu roller coastera ilk bininilen zamana benzetiyorum.. İlk seferinde heyecanlısındır ama bir taraftan da endişelisindir.. "Düşer miyim, kafamı kırar mıyım, ters mi dönerim?" denir ya, ona benzetiyorum. İkinci kez bindiğinde ise biliyorsun ki bu çok eğlenceli bir şey. Hızlı da düşse bir şekilde duracaksın ve yaşadığın eğlence yanına kalacak, o yüzden ikinci çocuğun ilk günleri daha keyifliydi. Bir de tabi şartlar da uygundu. Doğu ağustos doğumluydu, hava çok sıcaktı. O zamanlar vücut çok zorlanıyor aşırı kilo da insana kendini kötü hissettiriyor.. Ne kadar hamile de olsan 'İyi, ben zaten bir fıçıyım, yuvarlanayım' demiyorsun. Işık'ın doğumunun şubat ayında olması nedeniyle hiç öyle şişkinlik falan da olmadı. Yazın hamile kalıp kışın doğumu öneriyorum.

Söylediğim gibi ikincinin doğumunda da seni en çok ilgilendiren şey birincinin hisleri oluyor.. Doğu, kardeşi olacak diye sevinmişti, kardeşini çok istedi ama ilk iki gün çok hırçındı. Çünkü evde çok kalabalık oldu ve sanırım biraz ondan huzursuz oldu. Bebeğin adı Işık olunca da bir hayal kırıklığı yaşadı. Bildiği lamba ya da ampul gibi kavramları kafasında oturtmuş olmalı, doğanın bir insan yavrusu olduğunu görünce biraz şaşırdı... Doğduktan sonra “Anne kardeşimin adını televizyon koyalım mı? Anne sen bi de kedi doğursana”  gibi talepleri oldu ama neyse atlattık. Ona hep sorumluluk vermeye çalıştım: 'Bezinden sorumlu sensin, sütünden sorumlu sensin' dedim ve bu durum onun benimsemesini kolaylaştırdı. 'Bensiz altını değiştiriyorsun' diye kızıyor bana. Kardeşi doğduğunda büyük çocuk dışlanma duygusu hissedebilirmiş. O yüzden onu olaya dâhil etmek önemliymiş. Doğu'yu doğururken kimseye sormamıştım, eşimle benim kararımızdı dolayısıyla bir kardeşi olması da Doğu'nun kararı değildi. Ona hiçbir zaman, kardeş ister mi, diye sormadık. "Hayır" deseydi, onun istemediği bir şeyi yapmış olacaktık.. Işık’ın doğumundan sonra her gün Doğu'yu okuldan almaya gittim. Bebekten sonra onu unuttuğumuzu düşünmesini istemiyordum. Bence birinci çocuk aynı şekilde büyümeye devam ediyor, ikinci biraz arada kaynıyor.

Şu anda hayatımın en güzel günlerini geçiriyorum. Bebek ilk doğduğunda, ilk emzirme döneminde anneler o bebek hep orda göğsünde yapışık kalacak zannediyor ve bunalabiliyorlar.. Ama aslında hiç öyle olmuyor. Hatta öyle zamanlar geliyor ki, keşke hep göğsümde kalsaydı, diyorsun. Büyüdüğünde öpmek istediğinde gelmiyor, sevmek istediğinde yanaşmıyor, senden ayrı bir hayatı oluyor. Kreşte yaşadıklarını, anlattıklarını, senin tanımadığın ama onun tanıdığı kişileri anlattığında şaşırıyorsun, büyüdüğünü anlıyorsun.. O zaman senin parçan olmadığını kabul etmek çok zor geliyor. Belki ikinci çocuk özleminin altında da bu yatıyor;  ikinci bir tane senin parçan olan bir şey yapmak istiyorsun. Ama ne için yapıyorsan, çok iyi yapıyorsun!

Naz Sürmen Şahin

Yorumlar